Saturday, November 10, 2012

Elimi Hiç Bırakma


 
Kulaklarıma inanamıyordum. Sanki o canımdan çok sevdiğim, gelecek planları kurduğum, bebeğimmiş gibi üzerine titrediğim insan gitmiş, karşımda gözlerinden korku ve soğukluk akan, yabancı bakışlı biri gelmişti. 

"Ben artık senin meleğin olamam." dedi gözlerinde yaşlarla. "Seni mutlu edemem, ben seni hak etmiyorum" dedi. 

"Sen beni hak etmeseydin şu an benimle olmazdın ki!" dedim. Sözlerim duvara çarpıp aynı hızla geri yankılandı.

"Ben kötü bir şey yaptım." dedi. Duymak istemiyordum. Ne olursa olsun, aşabileceğimize inanıyordum. Daha önce hep başarmıştık çünkü. Veya ben öyle sanmıştım...

"Sen her şeyi doğru yaptın. Ben seninle ilişkideyken başka birine aşık oldum." dedi. Halâ iyi olduğuna inanmak istiyordum. Beni bu kadar çok seven bir insan bu kadar kolay kalp kıramazdı. Benim sevdiğim insan bu kadar kötü olamazdı.

"Sen benim şu ana kadar tanıdığım en mükemmel insansın. Özür dilerim..." derken gözlerini kaçırdı. Artık söylediklerinin yalan mı, gerçek mi olduğundan bile emin değildim. Görünmez bir bıçak, kalbimin üzerine çizikler atıyordu. 

Sesim titreyerek, "Hayallerimiz vardı." dedim. "Ben seninle yaşlanmaya hazırdım. Bütün zorlukların üstesinden beraber gelmek, korkularımızla beraber savaşmak, hayallerimizi beraber gerçekleştirmek için gözümü kırpmadan söz verdim." diye ekleyebildim. 

Dediklerimin hiçbirini duymamış gibi derin bir nefes aldı. "Ben seni çok kırdım... Bilerek yapmadım; ama sen hep hatırlayacaksın. Hiçbir zaman başaramayacağız. Yaptıklarım affedilemez. Hangi tarafa baksam yaşadığımız kavgalar aklıma geliyor." diye mırıldandı.

Bu sefer ben derin bir nefes aldım. Gözlerimi kapadım. "Sakin ol. Sakin ol. Sakin ol." dedi iç sesim. O sırada tüm güzel anılarımız teker teker gözümün önünden geçti. Yapacak başka bir şey kalmamıştı. "Tamam." dedim sakince. "Ben seni affettim. Umarım gelecekte sen de kendini affedersin. Hoşçakal..."


Eskilere yaptığım bu hatıra yolculuğu sırasında yağmurun ne kadar hızlandığının farkına varmamıştım. Elimi sıkıca kavrayan elini uzatıp yanağımı okşadı. "Bu konuşmadan günler önce, bitirmeyi çok istediğini ve o ana çok yaklaştığını; ama yapamadığını söylemiştin. Bunların olacağını sezmiştin. Neden o anda bitirmedin?" diye sordu.


Birkaç saniye düşündükten sonra cevapladım. "Aramızda çok büyük bir fark vardı. Bitme sebebi de zaten oydu." dedim. Meraklı gözlerle bana bakıyordu. "O sadece zayıflığı farkeden bir insandı. Kendi zayıflığını farkettiği ve bu yükün altına girmeye cesaret edemediği için bitirdi. Ben ise..."...

"Güçlü bir insandın. O kadar büyük seviyorsun ki... Sen zorlukların üstesinden gelebileceğinize inandığın ve kendine dair inancını hiç kaybetmediğin için bir şans daha vermek istedin. Onun zayıflıklarını kendi zayıflığın gibi kabul ettin ve hep onunla beraber savaştın. Halâ da öylesin ve hayatımda olduğun her saniye bunun için sana teşekkür ediyorum." diye sözlerimi tamamladı.

Gülümsedim. "Biliyorum, yorgunsun." dedi, "... ama son bir sorum var. Onu bugün bir kez daha görsen, ona ne söylerdin?".

"Teşekkür ederdim. Bana hatalarımdan ders alma ve benden ayrılıp seni tanıma şansını verdiği için." Ellerine uzanıp onu kendime doğru çektim ve yanağına bir öpücük kondurdum.

Yavaşça sandalyeden kalkarken koluma girdi. Artık sönmek üzere olan şöminenin ışığıyla aydınlanan odada, bana bakarak aydınlanan o iki göze baktım. Kenarlarındaki birkaç kırışık dışında halâ kırk sene önce ilk günkü gibi parlak ve sevgi doluydular.

Erol
Kasım 10, 2012


No comments:

Post a Comment