Friday, December 31, 2010

Roxanne I

                             


ROXANNE 
- Bölüm 1-


29 Aralık 2010, Çarşamba
~ 00:12 ~

(Vivian)

"Hikayenin sonunu gerçekten merak ediyor musun?" diye sordu, bir eliyle yanağımı okşarken. "Merak etmek mi? Öğrenmek için can atıyorum." diye mırıldandım, uyuklayan gözlerimi kocaman açıp onu bütünüyle görmeye çalışarak. "Tam iki gecedir, küçük bir çocukmuşum gibi beni uyutmak için bana bu hikayeyi anlatıyorsun ve şimdi sonunu merak edip etmediğimi mi soruyorsun? Hiç çocuk olmadın mı sen?" diyerek sırıttım. "Küçük bebeğim benim. Yeter ki sen iste." dedi. Aynı anda yaklaşık beş dakikadır (bana asırlar gibi gelen süredir) yanağımı ısıtan eliyle burnumu sıktı. 

Çocuğunu sever gibi yaptığı bu hareketi ilk başlarda çok garipserdim. Komik gelirdi bana. Doğru düzgün nefes alamayıp biraz da sinirlenir; ama onu kıracağımı düşünüp itiraf edemezdim. Her burnumu sıkışından sonra, banyoya koşup aynaya bakar, burnum yerinde duruyor mu veya sağlam mı diye kontrol ederdim. Delilik. Neden sonra, her gün aynı hareketi yapmasını bekler oldum. Ne değişti bilmiyorum. 

Her gece sessizce odasına girdiğimde, yine her zamanki gibi pencereye bakan masasına çekilmiş, mum ışığı sarısı yanan masa lambasının altında yeni bir şiir karalarken bulurdum onu. Nasıl olup da her seferinde literatürümde adı geçmeyen kelimeleri bir araya getirip bambaşka öyküleri ve ayrı ayrı insanları anlattığı mısraları kağıda döktüğünü bir türlü çözemedim. Gündüz o evde yokken, masasının en alt çekmecesinde biriktirdiği şiirlerini tekrar tekrar okuyup hayran kalırdım. 

Penceresi birkaç metre ötede, bembeyaz damların ardında uzanan dev Leman Gölü'ne, onun ardında heybetli bir şekilde yatan dev, doruğu karla kaplı Alpler'e ve hemen onun eteğinde bir yıldız gibi parlayan Evian kasabasının göl kenarındaki minik evlerine baktığından dolayı, hayal gücünü körüklemenin o kadar da zor olmadığını anlardım her gece odasına girdiğimde. Şiirlerini okuyarak kurtulurdum evimin karşı kıyıdan bana göz kırpıp beni sonsuz bir hüzne sürüklemesinden.

İki gece önce yine odasına girdiğimde, uyuyakaldığı masasının üzerinde ilk kıtasını yazıp tamamlayamadığı şiirini gördüm. Elimdeki yeşil çay dolu kupayı sessizce masaya koydum. Devrilmesin diye elinin yanındaki sıcak çikolata içtiği bardağını kağıtlarından uzaklaştırıp, ince el yazısıyla parşömenine döktüğü mürekkep izlerini seyredaldım:

Bak yine
Üstünkörü bir gecede
Tatlı bir ayrılık dokunuş beklercesine
Yine bir ayin gibiydin dinimde
Tanrısız ibadetime tanrıça ol diye 
Cenneti iple çektim yeryüzüne

Aniden uyandı. Uykuyla kamaşmış, elaya çalan gözlerini aralarken beni gördüğünde gülümsedi. Uyurken bile oturup saatlerce izleyebilirdim onu. En az on saniye boyunca gözlerimde kayboldu. Bulup çıkarmak için kılımı bile kıpırdatmadım. "Ben... Sana bir şey anlatmalıyım.". "Kötü bir rüya mı gördünüz, monsieur? Eğer öyleyse, sizi mutlu etmek için çok çeşitli yöntemlerim var." dedim. Gülümsedi. "Yeni şiirine başlamışsın, kime yazdın bakalım çapkın?" diye sırıttım. Şiiri yazdığı kağıdı alıp masaya bıraktı, ellerimden tuttu ve "Gel benimle." dedi. "Sana daha önce hiç dinlemediğin bir hikaye anlatacağım."

1 Ocak 2010, Cuma
~ 04:34 ~

Alexandre

Gece yarısı. Cancan müziği halâ kulaklarımda çalınıyor. Bardağımın dibinde kalan son yudum pinot noir'i de kafama dikiyorum. Her gelişimde bana bir kadeh ikram eden bonkör garsonum Frédéric, çoğunluğa erotizmi; ama bana ihtirası çağrıştıran, birbiri ardına dizilmiş bomboş ve kıpkırmızı masaların arasında geçerek, yüzündeki yorgun ve nahoş ifadesiyle masama yaklaşıyor. "Başka bir isteğiniz?" diye sorarken bir yandan da her zaman yaptığı gibi elini uzatıp masaya bıraktığım bahşişi ve boş kadehi alıyor. "Merci beaucoup, monsieur. Bonne année." diyerek uzaklaşıyor. 

Tek bir mısrayı bulamadım diye, ondan önce gelen bütün mısralara yazık edip elimdeki şiir yazdığım kağıt parçasını buruşturuyorum. Aynı anda omzumda ince parmaklı ve bana yine ihtirası çağrıştıran kırmızı ojeli eli hissediyorum. "O kadar acımasız olma yakışıklı. Belki biraz Moulin Rouge'un ilhamına ihtiyacın vardır." diye kulağıma fısıldıyor ve dudaklarımı okşuyor. Kalp atışlarımın hızlanmasına fırsat vermeden enseme bir öpücük konduruyor. Kim olduğunu sormama gerek yok. 

"Hoşgeldin Roxanne."


~ devam edecek ~

Erol
Aralık 31, 2010

Görsel: Cup of Love ~ RagedyOldBitch @ deviantart.com 

Yazımızdan sonra biraz yemek yemeye ne dersiniz? Carmen & Roxanne Mutfak, yeni tarifiyle ve tasarımıyla şimdi yeni adresinde yayında. 

Have you seen the English version of Carmen & Roxanne? It's here.

No comments:

Post a Comment