Posts

Showing posts from 2012

Elimi Hiç Bırakma

Image
Kulaklarıma inanamıyordum. Sanki o canımdan çok sevdiğim, gelecek planları kurduğum, bebeğimmiş gibi üzerine titrediğim insan gitmiş, karşımda gözlerinden korku ve soğukluk akan, yabancı bakışlı biri gelmişti. 

"Ben artık senin meleğin olamam." dedi gözlerinde yaşlarla. "Seni mutlu edemem, ben seni hak etmiyorum" dedi. 

"Sen beni hak etmeseydin şu an benimle olmazdın ki!" dedim. Sözlerim duvara çarpıp aynı hızla geri yankılandı.

"Ben kötü bir şey yaptım." dedi. Duymak istemiyordum. Ne olursa olsun, aşabileceğimize inanıyordum. Daha önce hep başarmıştık çünkü. Veya ben öyle sanmıştım...

"Sen her şeyi doğru yaptın. Ben seninle ilişkideyken başka birine aşık oldum." dedi. Halâ iyi olduğuna inanmak istiyordum. Beni bu kadar çok seven bir insan bu kadar kolay kalp kıramazdı. Benim sevdiğim insan bu kadar kötü olamazdı.

"Sen benim şu ana kadar tanıdığım en mükemmel insansın. Özür dilerim..." derken gözlerini kaçırdı. Artık söylediklerin…

İki Genç

Image
İki genç. Bir kız. Bir oğlan. Sonbahar. Yerleri taştan, iki kişi dışında bomboş bir sokak. Yüzleri okşayan tatlı bir rüzgar. Çıplak gözle görülemeyen, batan güneşin aydınlattığı yağmur damlaları. Göğü zorlayan gökkuşağı. 

Donduruyorum anı, elimi saran elini, gülüşümüzdeki renkleri...

- Hayır! Dur... Son değil bu... Daha bitmedi. Hiç söylemedin. Keşke...

~ Keşke yok. Keşkeler yok... Şimdi var. Sadece şimdi var.

Bir genç. Bir oğlan. Yaz. Yerleri taştan, bir kişi dışında bomboş bir sokak. Yüzleri kırbaçlayan asi bir rüzgar. Gözleri delen, güneşi örten karanlık yağmur damlaları. Göğü zorlayan şimşekler.

- Dur! Yalnızsın. Buradasın...

Zaman elimde değil. Kolay zordan doğdu. İçimde hep sen uyudun. Hep böyle oldu.

~ Ağlamak zor. Gülmek daha kolay. Henüz değil. Biraz daha geri. Dans anı. Müzik. Sadece dans vardı. Daha geriye...

- Dansı çok seversin. Hayatı dans pisti gibi gördün hep.

~ Dans etmek. İki vücutta bir olmak. Bunu sevdim belki de.

- İnsanoğlu yalnızlığı sevmez. Hep kendini tamamlasın ister.…

Ayak İzleri

Image
Yüzüme çarpanın yağmur mu yoksa okyanusun kayalara vuran dalgaları mı olduğunu anlayamadığım bir anda, güneş bulutların buğuladığı ufukta yok oluyordu. Dalgaların büyük bir heyecanla ayaklarıma kadar yükselip dokunamadan dönmelerini ve sonrasında daha büyük bir kuvvetle tekrar denemelerini seyrederken sessice gelip yanıma oturduğunu farketmemiştim.
"İlk günden beri sevdim seni! Bir kere bile incitmek istemedim. Hep korudum seni... Ben hep.."
Gözlerinden akanın yağmur damlaları olmadığı çok açıktı.
"Sen... canımdın! Hep gözünün içine baktım. Parmak izin parmak izim oldu, kalp atışlarına imzamı attım....Hiç.. ben hiç böyle büyük sevmedim.." 
Sadece ikimizin olduğu ıssız kumsalda hıçkırıkları kayalıklardan yankılandı.
"Affet... Biliyorum yanlıştı, affet... Lütfen affet!" Yavaşça eğilip sırılsıklam saçlarını parmaklarımla aralayarak şakağına hafif bir öpücük kondurdum. Elleri ellerime uzanırken avcunun içerisine cebimden çıkardığım zarfı bıraktım ve ellerind…

Maria'nın Masalı - II. Bölüm

Image
Maria'nın Masalı - I. Bölüm
~ ~ ~ 
II. Bölüm
Yüzündeki güneş misali gülümsemesiyle elini uzattı çocuk. Maria, sanki uzun zamandır bu anı bekliyormuşçasına çocuğun elinden tuttu ve kendini onun gülümsemesinden yayılan ışıltıların aydınlattığı yola bıraktı. Elleri birleştiği anda ikisi de mutluluğun esir aldığı bir girdapta buldular kendilerini. Çocuk gülümsedikçe Maria daha çok gülümsedi ve o daha çok gülümsedikçe çocuğun gözleri gökyüzünün en parlak yıldızına dönüştüler. El ele gölün kıyısından yürümeye başladılar. Hızlandılar. 
Artık koşuyorlardı. Soğuktan kızaran burun uçlarıyla, bir papatya tarlasında uçuşan iki uğur böceğini andırıyorlardı. Koşarken çarptıkları ağaç dallarında biriken karlar, nazikçe yere süzülüyor ve geçtikleri yolun ardında, bir polen fırtınasının büyük bir heyecanla çiçeklere yolculuğunu andıran bir resim çiziyorlardı. 
Derken, zamanın ne kadar çabuk geçtiğini anlamadılar. Hava karardığında kendilerini karanlık bir ormanın içinde buldular. Beyazlara bürünmüş ağa…

Maria'nın Masalı - I. Bölüm

Image
I. Bölüm
Maria 10 yaşında, dünyalar tatlısı bir kızdı. Gözlerinin mavi grisini okyanus dalgalarından, saçlarının sarısını da güneşin saçaklarından almıştı. Doğduğundan beri ailesiyle, ormanın kenarında, küçük bir kulübede yaşamaktaydı. Kulübenin hemen arkasında koskocaman, en az onun minik kalbi kadar temiz ve berrak bir göl yatardı.

Her sabah erkenden kulübenin arka kapısından dışarı çıktıktan sonra, her zaman bahçelerinde uyuklayan tilki kulaklı, sivri burunlu köpeğe günaydın der, ayçiçeği bahçesini narince yarıp geçen minik patika yolu izleyerek göle ulaşır,  göldeki çeşit çeşit kıvrılan, boncuk gözlü balıkları seyrederdi. Daha sonra, mavi frapan etekli elbisesinin üst cebine doldurduğu, sabah kahvaltısında annesinin çam kokularıyla pişirdiği siyah çıtır ekmeğinden ayırdığı kırıntılarla balıkları beslerdi. Balıklar, bir önceki günlerinin tüm meşguliyetine rağmen hafıza sınırlarını zorlayarak Maria'yı hatırlarlar ve onun geldiğini gördüklerinde şekerini bekleyen çocuklar gibi suyu…