Friday, August 12, 2011

Adı Sevgi Olsun



Her şey tutulma ile başladı. 

Her bir taşı altından bir taht yerleştirdi önce kalbine. Tahta onun en prenses halini oturttu. En savunmasız yeri olan sırtına melek kanatları taktı. Dünyanın en güzel vücudunu saran pamuk beyazı bir elbise giydirdi. 

Körleşti. Prensesinden başkasını görmez oldu gözleri. Körleştirdi. Kendisinden başkasına bakan gözlere perdeler çekti, prensesine bakan gözleri köreltti. Prensesine ikram edilen şarapları, yiyecekleri engelledi, ona yedirmedi koruyabilmek adına. Melek kanatlarını gün geçtikçe kesmeye başladı başka kalpleri görememesi için. Tahtın önünde çömelip ona hediyeler sunarken bir yandan prensesin kıyafetine asıldı ve prenses aniden çıplak kaldı.

Adını aşk koydu.

Zamanla yaşlandı prenses. Toz pembesi yüzünde çizikler oluşmaya, pamuk beyazı kıyafetinin altındaki vücudu değişmeye başladı. Çıplak kalan prensesine baktıkça gözlerine inanamadı. Prensesinin burnu kanayıp bembeyaz elbisesine kırmızıyı bulaştırdığında öylece bakakaldı. Anlam veremedi: Bir prensesin burnu nasıl kanayabilirdi? Acı bir şekilde yerlerde uçuşan kuş tüylerinin beyaz güvercinlerden değil, prensesinin sırtına taktığı melek kanatlarından kalanlar olduğunu anladı.

Bunu göstermek için kendisine sırtını dönen prensesin en savunmasız yeri artık ona bakan bir duvardı.


İki seçeneği vardı.

Bu hayal kırıklığına ve acıya dayanamayıp prensesi tahttan indirebilir, yerine yeni, yepyeni bir prenses oturtabilirdi. Eskiyen tahtın taşlarını tekrar bir çırpıda altınla kaplar, üzerine oturtacağı yeni prensesini kalbine hapsederdi. Böylece prenses hiç yaşlanmaz, burnu kanamazdı. Elbisesini kırmızıdan ayırıp yeniden bembeyaz bir şekilde üzerine geçirirdi. Sadece kendisi için çarpardı prensesin tertemiz kalbi. Kanatsız prensesi de çıkışı bulması için tahttan uzaklara yollardı. O da, uzun tırnaklarıyla duvarlarını çizerek, çatlaklardan atlayarak bulurdu çıkışını kalbinin. Belki çabuk, belki çok hızlı.


Adını da ayrılık koyardı.

Veya ellerinden tutup kendine doğru çevirirdi prensesini. Kucağına alıp tahttan indirirdi ve kalbinin en derin köşelerine koyardı iyileşebilmesi için. Orada ona gelen şarap ve ikramları kabul eder, önce kendisi içer, sonra prensesine tattırırdı. Beyaz elbisesine düşen her kan damlasını kendi kanıyla temizlerdi. Prensesinin yüzündeki kırışıklıkları tablo yapıp kalbinin en görünen yerine asardı. Zamanla ve sabırla beklerdi kanatlarının çıkmasını. Sükunetle beslerdi kendi elleriyle gerçek kanatlarına kavuşsun diye. Ayaklarının dibinden çekilirdi özgürce yürüyebilsin diye. Kör ettiği gözlerini yerine koyardı gün ışığını görebilmesi için. Kanatları çıktığında ise onu başka kalplere yollardı serbestçe. Sonra beklerdi. Prensesinin kalbine geri döneceğini bilerek beklerdi.


Sonra prenses geri döner, kendi kalbinin anahtarını avcunun içerisine bırakır ve sessizce fısıldardı: 

"Adı sevgi olsun."


Erol
Ağustos 12, 2011 

Görsel: My Heart is Fragile by *Sortvind @deviantart.com

Monday, August 08, 2011

Kitap Duyurusu




Değerli Carmen & Roxanne okuyucuları,

Sizlere müjdeli bir haberi iletmenin gururunu ve mutluluğunu yaşıyorum.

Kalemimden çıkan "İki Genç" isimli öykü, artık kitapçılarda! Benim de dahil olduğum, birbirinden değerli ve başarılı 52 yazarın öykülerini bir kitaba sığdıran, Camgöz Kitap'tan çıkan Aşk Öyküleri birkaç gün önce raflardaki yerini aldı.

Eğer bu blogu takip ediyorsanız ve hayatınızda (büyük ihtimalle) en az bir kez aşık olduysanız, bu öykülerin birinde bile olsa mutlaka kendinizi bulacaksınız.  

Siz sevgili okurlarımla daha nice kitaplarda buluşmak dileğiyle...


Erol
Ağustos 8, 2011