Friday, December 31, 2010

Roxanne I

                             


ROXANNE 
- Bölüm 1-


29 Aralık 2010, Çarşamba
~ 00:12 ~

(Vivian)

"Hikayenin sonunu gerçekten merak ediyor musun?" diye sordu, bir eliyle yanağımı okşarken. "Merak etmek mi? Öğrenmek için can atıyorum." diye mırıldandım, uyuklayan gözlerimi kocaman açıp onu bütünüyle görmeye çalışarak. "Tam iki gecedir, küçük bir çocukmuşum gibi beni uyutmak için bana bu hikayeyi anlatıyorsun ve şimdi sonunu merak edip etmediğimi mi soruyorsun? Hiç çocuk olmadın mı sen?" diyerek sırıttım. "Küçük bebeğim benim. Yeter ki sen iste." dedi. Aynı anda yaklaşık beş dakikadır (bana asırlar gibi gelen süredir) yanağımı ısıtan eliyle burnumu sıktı. 

Çocuğunu sever gibi yaptığı bu hareketi ilk başlarda çok garipserdim. Komik gelirdi bana. Doğru düzgün nefes alamayıp biraz da sinirlenir; ama onu kıracağımı düşünüp itiraf edemezdim. Her burnumu sıkışından sonra, banyoya koşup aynaya bakar, burnum yerinde duruyor mu veya sağlam mı diye kontrol ederdim. Delilik. Neden sonra, her gün aynı hareketi yapmasını bekler oldum. Ne değişti bilmiyorum. 

Her gece sessizce odasına girdiğimde, yine her zamanki gibi pencereye bakan masasına çekilmiş, mum ışığı sarısı yanan masa lambasının altında yeni bir şiir karalarken bulurdum onu. Nasıl olup da her seferinde literatürümde adı geçmeyen kelimeleri bir araya getirip bambaşka öyküleri ve ayrı ayrı insanları anlattığı mısraları kağıda döktüğünü bir türlü çözemedim. Gündüz o evde yokken, masasının en alt çekmecesinde biriktirdiği şiirlerini tekrar tekrar okuyup hayran kalırdım. 

Penceresi birkaç metre ötede, bembeyaz damların ardında uzanan dev Leman Gölü'ne, onun ardında heybetli bir şekilde yatan dev, doruğu karla kaplı Alpler'e ve hemen onun eteğinde bir yıldız gibi parlayan Evian kasabasının göl kenarındaki minik evlerine baktığından dolayı, hayal gücünü körüklemenin o kadar da zor olmadığını anlardım her gece odasına girdiğimde. Şiirlerini okuyarak kurtulurdum evimin karşı kıyıdan bana göz kırpıp beni sonsuz bir hüzne sürüklemesinden.

İki gece önce yine odasına girdiğimde, uyuyakaldığı masasının üzerinde ilk kıtasını yazıp tamamlayamadığı şiirini gördüm. Elimdeki yeşil çay dolu kupayı sessizce masaya koydum. Devrilmesin diye elinin yanındaki sıcak çikolata içtiği bardağını kağıtlarından uzaklaştırıp, ince el yazısıyla parşömenine döktüğü mürekkep izlerini seyredaldım:

Bak yine
Üstünkörü bir gecede
Tatlı bir ayrılık dokunuş beklercesine
Yine bir ayin gibiydin dinimde
Tanrısız ibadetime tanrıça ol diye 
Cenneti iple çektim yeryüzüne

Aniden uyandı. Uykuyla kamaşmış, elaya çalan gözlerini aralarken beni gördüğünde gülümsedi. Uyurken bile oturup saatlerce izleyebilirdim onu. En az on saniye boyunca gözlerimde kayboldu. Bulup çıkarmak için kılımı bile kıpırdatmadım. "Ben... Sana bir şey anlatmalıyım.". "Kötü bir rüya mı gördünüz, monsieur? Eğer öyleyse, sizi mutlu etmek için çok çeşitli yöntemlerim var." dedim. Gülümsedi. "Yeni şiirine başlamışsın, kime yazdın bakalım çapkın?" diye sırıttım. Şiiri yazdığı kağıdı alıp masaya bıraktı, ellerimden tuttu ve "Gel benimle." dedi. "Sana daha önce hiç dinlemediğin bir hikaye anlatacağım."

1 Ocak 2010, Cuma
~ 04:34 ~

Alexandre

Gece yarısı. Cancan müziği halâ kulaklarımda çalınıyor. Bardağımın dibinde kalan son yudum pinot noir'i de kafama dikiyorum. Her gelişimde bana bir kadeh ikram eden bonkör garsonum Frédéric, çoğunluğa erotizmi; ama bana ihtirası çağrıştıran, birbiri ardına dizilmiş bomboş ve kıpkırmızı masaların arasında geçerek, yüzündeki yorgun ve nahoş ifadesiyle masama yaklaşıyor. "Başka bir isteğiniz?" diye sorarken bir yandan da her zaman yaptığı gibi elini uzatıp masaya bıraktığım bahşişi ve boş kadehi alıyor. "Merci beaucoup, monsieur. Bonne année." diyerek uzaklaşıyor. 

Tek bir mısrayı bulamadım diye, ondan önce gelen bütün mısralara yazık edip elimdeki şiir yazdığım kağıt parçasını buruşturuyorum. Aynı anda omzumda ince parmaklı ve bana yine ihtirası çağrıştıran kırmızı ojeli eli hissediyorum. "O kadar acımasız olma yakışıklı. Belki biraz Moulin Rouge'un ilhamına ihtiyacın vardır." diye kulağıma fısıldıyor ve dudaklarımı okşuyor. Kalp atışlarımın hızlanmasına fırsat vermeden enseme bir öpücük konduruyor. Kim olduğunu sormama gerek yok. 

"Hoşgeldin Roxanne."


~ devam edecek ~

Erol
Aralık 31, 2010

Görsel: Cup of Love ~ RagedyOldBitch @ deviantart.com 

Yazımızdan sonra biraz yemek yemeye ne dersiniz? Carmen & Roxanne Mutfak, yeni tarifiyle ve tasarımıyla şimdi yeni adresinde yayında. 

Have you seen the English version of Carmen & Roxanne? It's here.

Friday, October 22, 2010

Tek Kişilik Düet



Hiç ses çıkarmadan girdi odaya. Beyaz elbisesiyle tenime dokunup geçti yanımdan. Piyanonun tozlu kapağını kaldırdı ve ince parmaklarını önce sağa, sonra sola doğru gezdirdi. Notaların hatrını sordu. Başlamadan önce boncuk gözlerinin kenarından bana minik bir bakış attı.

Notalarını kıskandım. Aşık gözlerle onlara daldığı her seferde notaların gözlerime yazılı olmasını, benim şarkımı çalmasını istedim. Bir si bemol ile başladı. Bir parça gravyerin kırmızı şaraba hayran bir şekilde ağızda dağılması gibi parmaklarının arasında eriyip müziğiyle dirildim.

Bir virtüöz edasıyla tamamladı parçasını. Her bitirdiğinde yaptığı gibi gözlerini kapayarak yana eğdi başını. Kahkülünün minik bir parçasının uzun kirpiklerinin üzerine düşüşünü ve dudağının kışkırtıcı bir şekilde yana kıvrılışını heyecanla izledim. Sonra notalarının önünde saygıyla eğildi ve şarabından küçük bir yudum aldı. Bir önceki içişinden kalan kadehin ağzındaki gül pembesi ruj izinin üzerine bir yenisini bıraktı.

Uzun parmaklı kırılgan ellerini saçlarımın arasında gezdirip tenimde bir çikolata tadı bıraktı. İnce bir likör tadı yaktı damağımı, ve yine sonra sarhoş olacaktım o tadla. Beyaz elbisesini dalgalandırarak, kimseleri ürkütmeden çıktı odadan. Kapıyı çekmeden önce, son bir kez, şömine ışığının titrek titrek aydınlattığı dev tokmaklı kapının arasından parladı gözleri.

Neden sonra, piyanonun tozlu tuşları üzerinde minik bir not buldum. Notalardan saklayarak okudum kimseye benzemeyen el yazısını:

Her özlediğinde beni,
Bir şarkı çal beyazlar içinde,
Bir çikolata kadar tatlı,
Bir likör kadar nahoş,
Bir şarap kadar erdemli.

Sessizce kalktım ve piyanonun kapağını kapadım. Boşalan kadehine şarap doldurdum. Piyanonun kuyruğuna yaslanıp gözlerim kapıya dönük, notaların hıçkırarak ağlamasını dinledim.






Ekim 23, 2o10

Görsel: 211. :Pulse: ~ bittersweetvenom@deviantart.com

Thursday, September 09, 2010

Ninni



Bir ninniyle başlamıştı(k)
Söz vermiştin uyu(t)maya
Yemin etmiştin okşamaya
Acıyı fısıldadın/ağladın

Ve sonra dedin ki
"Tanrım, harika hissediyorum."

Uçuk gibi bulaştın
Deli gibi çığlık akıttın
Hiç olmamış gibi
Ben yokmuşum gibi.

Ve sonra dedin ki
"Tanrım, hep bu anı bekledim."

Biraz rock'n roll kattık olaya
Kör geceyi sağır etmeliydik
Pencereler çırılçıplak-ıslak ve çatlak?
Hiç isteme(z)di(k) böylesini

Ve sonra diyecektin ki
"Gitmeliyim artık, merak eder beni."





Eylül 9, 2o10
Görsel: Nightmares Lullaby ~ the-sinister @ deviantart.com

Monday, July 19, 2010

Gidenlerin Şiiri


Gitmeseydin eğer
Birkaç diyeceğim vardı sadece.

Öpücüklere alıştırmazdım dudaklarını önce
Acımazdım gözlerin uzaklara tutulduğunda
Tutmazdım ellerinden ellerime aç kaldıklarında
Hiç beklemezdim kalabalıkta yalnızlığımı bulmanı
Ne sen tüterdin burnumda centilmen dumanınla
Ne de ben yaralardım şarkıları gözyaşlarımla

Yo hayır, unutmazdın beni dalgalarda
Kurumazdın gözyaşlarına boğulduğumda
Kaymazdın yıldızlarla dileğim sen olsun diye
Tutuşmazdın çakmak çakmak parmak uçlarımla
Yakalayamazdın kaçamak bakışlarımı
Başedemezdi kulakların çınlamalarla bir kez bile


"Gidiyorum.
Bir şiir yazıyorsun sessizce.

Yaşanamayanları anlatacaksın içinde."


Gitmeseydin eğer,
Bir şiir yazardım sadece.
Yaşanacakları anlatırdım içinde.





Temmuz 19, 2010

Görsel: Fly with Baloons ~ Ursi @ deviantart.com

Sunday, June 13, 2010

Yaşa İnsan


13 yaşındayım. Paramız yok. Her sabah babamla işe gidiyorum. Akşamları televizyonlarda lüks mutfaklarda yemekler yeyip okula giden çocuklara özeniyorum. Boya kalemlerimle odamdaki kağıtlara resimler çiziyorum. Büyüyünce öğretmen olacağım. Öğretmen olup aynı resmi öğrencilerime de çizdireceğim. Onlar okula gidemedikleri için ağlamayacaklar.

ağlama çocuk
resimler de gerçek olur
sen yeter ki çiz
renk kat hayallerine
boyaların düşlerin olsun
bir ağaç hep renklidir
sadece sen gördüğün için

19 yaşındayım. Hayatı dilediğim gibi yaşadım. Özgürlüğüme hep çok düşkün oldum. Belki bunu yaparken farkında olmadan yakınımdakileri incittim, dostlar kaybettim. Kaybettiklerimin değerini gidince anladığımda akan gözyaşımı dondurup geleceğime tutundum. Geçmişi de hep beraberimde taşıdığımı şimdi gözlerimi kapayıp düş kurduğumda anlıyorum.

üzülme dost
bırak yağsın yağmurlar
sen yeter ki ak
hangi denize karışacağını bilmeden ak
sonra yağmur olup döneceksin
başka nehirlere düştüğünde
okyanuslar uçsuz bucak

23 yaşındayım. Uzun süren bir ilişkiden yeni çıktım. Hani sahilde kuma bir taş attığında, içine gömülüp kalır ya, işte öyle bir taş var yüreğimde. Biliyorum, yaşanacak çok şey var; ama bir o kadar da unutulacaklar yakıyor canımı. Önümü göremiyorum ve yorgunum. Biri beni elimden tutsun, kurtarsın istiyorum. O zaman da yüreğime yeni bir taş oturacak diye korkuyorum.

korkma sevgili
sen ki birgün kaldıracaksın taşı
ve seyredeceksin heyecanla
çukura dolmak için bekleyen dalgayı
sanma ki duvarlar hep taştan
saklanmak kolayken sen
o taşları kaldıracak cesareti bulacaksın

20 yaşındayım. 13 yaşında hayallerinin peşinden koşan ve büyüyünce adam olmak isteyen çocuklarla hayallerini paylaştım. Bana dostluğu öğretip sonra o kavramın sınırlarını tekrar çizen ve bana gerçekleri anlatan 19 yaşında tanıdıklarım oldu. Uzun süreli ilişkisini bitirdikten sonra bir ara kumsaldaki dalgaları görebilen; fakat sonra tekrar unutamadıklarına sığınan 23 yaşında insanlar geçip gitti hayatımdan. Her biriyle daha çok büyüdüm. Şu an kaç yaşındayım bilmiyorum. Tek bildiğim, daha da büyümek istediğim.

yaşa insan
baharda yeşeren ağaçlar
nehirleri dolduracak yağmur
sahillere vuran dalgalar
beklemez seni
sen yaşarsan göreceksin renkleri
ve ancak o zaman
senin için yeşerecek ağaçlar
senin için yağacak yağmur
senin için coşacak dalgalar





Haziran 13, 2010


Görsel: Life ~ Kas--chan @deviantart.com

Wednesday, April 28, 2010

Prens ve Delikanlı


~

Azgın
şimşeklerin çaktığı
bir gecenin karanlığını
yarıp geçen sessizlikten
çıkıp cesur bir gayretle
ıslanan şemsiyeni açtığında
altına girenin gülen gözleriyle
belirecek utangaç gamzeleri aklına
kazıyacak naif delikanlı mısın?

Yoksa dans pistinde dolanan arsız
ve cümbüş dolu ışık hüzmesinin
aydınlattığı çekingen babetlerin
sardığı ince bileklerden
yukarı uzanan narin
bacaklara tapan bir
beyaz atlı prens
mi?

Bulamadım gitti...

~

"Pardon bayan, dans edecek miyiz? Bir an öyle daldınız da."

"Ah haha tabi, afedersiniz. Buyrun lütfen..."





Nisan 28, 2010


Görsel: tango sepia - Need2Argue @ deviantart.com

Tuesday, January 26, 2010

Carmen IV

~ G. Bizet'in Carmen'i üzerine bir monolog ~

Perde 4

Libre elle est née et libre elle mourra!

~ Özgür doğmuştu ve özgür ölecek! ~

O günkü boğa güreşine Escamillo kaçakçıları da davet etmiştir. Alan ahali, mallarını satmaya çalışan tüccarlar ve çingenelerle doludur. (À deux cuartos!). Zuniga, Frasquita ve Mercedes kalabalık içindedirler; kızlara Carmen'in artık Escamillo ile birlikte olduğunu açıklarlar. Matadorlar ve yardımcılarından oluşan grup (quadrilla) alayla gelmekte iken kalabalık ahali ve çocuklar onları şarkılarla ve alkışlarla karşılarlar.(Les voici! voici la quadrille). Carmen ve Escamillo kalabalık tarafından alkışlanmakta iken birbirlerine olan aşklarını ifade ederler ve Carmen şimdiye kadar hiç kimseyi Escamillo kadar sevmediğini açıklar.

~ Escamillo ~

Özgürlüğüne kadeh kaldırdım
Bağımsızlığına anlaşmalar imzaladım
Deli dolu akan kanını sevdim Carmen
Aşkımı tutamazlar kafeslerde

~ Carmen ~

Beyazımı karasıyla aldın
Kırmızılar aşkı seçti serbestçe

Ve sen özgürlüğüme taptığında
Aşk hiç siyaha dönmedi

Escamillo arenaya boğa güreşi için girdiği zaman Frasquita Carmen'e Jose'nin kalabalik içinde bulunduğunu ve bunun için çok temkinli olmasını söyler. (Carmen! Prends garde!). Fakat Carmen bunlardan hiç korkmaz, aldırmaz tavırlar takınır. Carmen arenaya girmekte iken gözü dönmüş Jose onun yolunu keser; aşkını tekrarlar; ondan aşkına karşılık ister ve birlikte uzaklara kaçıp yeni bir yaşama başlamalarını teklif eder; fakat Carmen gayet sakin olarak artık onu sevmediğini söyler ve yaşamını değiştirmeyeceğini de bildirir. Serbest doğmuştur ve serbest ölecektir.

~ Don Jose ~

Üşüyorum bana her bakışında
Kıskançlık bulaşıyor aşk kaşığıma

Kirlidir aşkım ama ölümsüzdür
Yeniden dirilir elinden tutmadığında

~ Carmen ~

Bırak sürünsün aşkın yerlerde
Çiğnemesindense sahip olamadığı bir kalbi
Sen kırmızıya aşıksın yüzbaşı
Ama kırmızı kimseye ait olmamalı

Arenadaki seyircilerin sesleri yükselmektedir. Carmen tekrar arenaya girmeye çalışır. Fakat Jose önünü kapatır. Jose bir defa daha Carmen'e kendine geri dönmesi için yalvarır. Fakat Carmen buna kızar ve parmağındaki Jose'nin kendine verdiği yüzüğü sanki hor görürmüş gibi yere atar. (Cette bague, autrefois).

~ Don Jose ~

Bir aşk daha ölüm döşeğinde
Kurtulmalı bu acıdan
Eğer kırmızıya aşıksam
Varsın durmasın aksın o yaratıktan dışarı

Jose bıçağını çekip Carmen'in göğsüne saplar. (Eh bien, damnée). Arenadaki seyirciler Escamillo'nun galibiyetine tezahürat yaparken Carmen son nefesini verir.

~ Carmen ~

Tutamadığın ata zincir vurdun sen
Sindiremedin gülün dikenlerini

Üzülme matador, sevgilim!
Aşk kadar huzur verici ölüm.
Ve artık özgür bütün kırmızılar.

Don Jose Carmen'in ölüsü önünde diz çöker. Seyirciler arenadan çıkarken Jose'yi Carmen'in ölüsünün yanında diz çökmüş, onun katili olduğunu itiraf ederken bulurlar.

Ah! Carmen! ma Carmen adorée!

~ Ah! Carmen! Delicesine sevdiğim Carmen! ~

LA FIN

~ SON ~



Ocak 26, 2010

Perde Özetleri: "Carmen." Wikipedia, Özgür Ansiklopedi. 11 Ekim 2009, 05:57 UTC. 12 Ekim 2009, 18:35 <http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Carmen&oldid=6535716>.
Görsel: Valueless blood ~ bastys @ Deviantart
Perde özetleri, görsel ve orijinal Fransızca sözler dışındaki tüm içerik blog sahibine aittir.


Saturday, January 02, 2010

Carmen III



~ G. Bizet'in Carmen'i üzerine bir monolog ~

Perde 3
Toréador, l’amour, l’amour t’attend! ~ Matador, aşkın, aşkın taahhütüyle! ~
Vahşi ıssız ve kayalık bir alanda geceleyin.

Kaçakçılar Carmen ve Jose ile birlikte dağlık bir arazide kaçak mallarını taşımaktadırlar (Écoute, écoute, compagnons). Carmen Jose'den bıkmıştır ve bunu saklamayıp kendi köyüne dönmesi için onu alaya alarak açıkca ortaya koymaktadır. Carmen, Frasquita ve Mercedes iskambil kağıtları ile oradakilerin fallarına bakarlar. (Mêlons! Coupons!). Frasquita ve Mercedes için fal serüven, aşk, servet ve lüks bir yaşam gösterir;
halbuki Carmen'in falı hem kendisi, hem de Jose için ölüm göstermektedir. (En vain pour éviter les réponses amères).

~ Carmen ~

Dans müziğe aşık olur
Sessizce bitirir konçertosunu
Cesede düşer müzik acıtarak
Usul usul izler dans, kan ter içinde

~ Don Jose ~

Carmen, nefesimin kaynağı
İskambilin renkli kraliçesi

Köyümün tek prensesi
Ölecek gibi bakma, ne olur!

Kaçakçılar genç kadınları çağırıp, gümrük memurlarını büyüleyerek malların gümrüksüz geçmesini sağlamak isterler. (Quant au douanier, c'est notre affaire) Herkes ayrılır, sadece Jose malları korumak için onların başında kalır.

Miceala Jose'yi arayıp bulmak için bir kılavuz tutmuştur ve onu bulur. Micaela kılavuzu geri gönderir ve Jose'yi Carmen'in elinden almak için yemin eder. (Je dis que rien ne m'épouvante). Jose'nin tüfeğiyle ateş ettiğini görür ve kayalar arasına saklanır. Jose'nin ateş ettiği Escamillo'dur; ama Escamillo Jose'nin yanına geldigi zaman ikisi çok yakın arkadaşlarmış gibi senli benli konuşmaya başlarlar. Escamillo Jose'yi tanımamaktadır ve ona, Carmen'e sırsıklam aşık olduğunu anlatır. Jose'nin o asker olduğunu bilmeden Carmen'in bir asker ile aşk serüveninin hikayesini anlatmaya koyulur.

Buna kafası atan Jose, Escamillo'yu bir bıçak kavgasına çağırır. Birinci saldırısında Escamillo çok savunucu tedbirler aldığı için bir sonuç alamaz ve buna çok kızar; ikinci hücumunda ise bu kızgısı nedeniyle kendini koruyamayacak şekilde Escamillo'nun bıçağı önünde bulur; ama Escamillo bundan faydalanmaz ve işinin adam öldürme değil, hayvan öldürme olduğunu söyleyip geri çekilir. Jose'nin üçüncü hücumunda Escamillo'nun bıçağı kırılır; fakat tam bu sırada Carmen ve kaçakçılar dönerler ve onu ölümden kurtarırlar. Escamillo oradan ayrılır ama Sevil'de yapacağı boğa güreşine Carmen'i ve kaçakcıları davet eder.(Non, je ne partirai pas!)

~ Escamillo ~

Seni adam sanıp hayvanlıktan çıkardım
Ve sen bir boğa kadar asil olamadın
Tozsuz üniformanın altında sakladığın
Aşktan kör olmuş vahşi bir yaratık mı?

~ Don Jose ~

Nankör bir kırmızı pelerinle
Sadece hayvanları kandırabilirsin sen
Kanının rengi pelerinine karıştığında
Carmen'in alev gözleri yakacak vücudunu

~ Carmen ~

Hep bıçağın ucuna mı bakarsın sen yüzbaşı?
Hiç mi göremezsin asıl maharetin
Sapını tutan zekada yattığını?
Ukalalık bir bıçak kadar acıtır mı?

Kaçakçı Remnendado kayalıklarda saklanan Miceala'yi bulup getirir. Miceala Jose'ye annesinin onu görmeyi istediğini bildirir. Carmen bunu alay konusu yapar ve Jose annesini görmek için köyune gitmeyi kabul etmez; fakat Micaela'nın, annesinin ölüm yatağında olduğunu açıklamasından sonra fikrini değiştirir. Carmen'e geri döneceğine dair söz vererek oradan ayrılmaya karar verir. Uzaklaşmakta olan Escamillo'nun bir şarkı söylediği duyulur. Carmen bu sesi takibe koyulmaya hazırdır ama Jose onu engeller.

~ Carmen ~

Bıçağın ucundaki cesur matador
Bir pelerin çekiciyse bu denli
Ne yapsın zavallı hayvanlar
Bırak sadece ben doyayım kırmızına

~ Don Jose ~

Kıpkırmızı bir şarap işliyor damağıma
İçine kıskançlık zehri atmış çingene kızı
Sarhoş olmak bu kadar kolay olmamalı
Yine de yudumluyorum kana kana

~ Carmen ~

Sahiplenme beni yüzbaşı, sakın!
Özgürlüğümden almışım şehvetimi ben
Belki kadehine eşlik ederim
Ama bu olgun sese kan yetmez

~ Don Jose ~

Sarhoşum.
Gözlerim kanıyor.
Ölümün kokusu ve aşk.
Biteceğini bilerek sevdim.

Önemli değil nasıl bittiği.
Bana ölüm gibi bakma Carmen!


~ Micaela ~

Je vais voir de près cette femme
~ O kadını göreceğim, sevdiğime yakın ~
dont les artifices maudits
~ Aşağılık kandırmacaların sahibesi ~
ont fini par faire un infâme
~ Bir şerire dönüşmüş ~
de celui que j’aimais jadis!
~ Aşık olduğum kişiyle ~
Elle est dangereuse... elle est belle!...
~ O tehlikeli ve o bir güzellik ~
Mais je ne veux pas avoir peur!

~ Fakat korkmak istemiyorum! ~
Non, non, je ne veux pas avoir peur!...
~ Hayır, hayır, korkmak istemiyorum! ~
Je parlerai haut devant elle... ah!
~ Ondan önce konuşmak benim görevim... ah! ~
Seigneur, vous me protégerez!
~ Yüce Lordum, bana yardım edeceğini biliyorum! ~
Seigneur, vous me protégerez! ah!

~ Yüce Lordum, bana yardım edeceğini biliyorum! ah! ~


Devam edecek...



Ocak 2, 2009

Perde Özetleri: "Carmen." Wikipedia, Özgür Ansiklopedi. 11 Ekim 2009, 05:57 UTC. 12 Ekim 2009, 18:35 <http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Carmen&oldid=6535716>.
JE DIS QUE RIEN NE M’ÉPOUVANTE (MICAELA’S SONG): http://www.ce.berkeley.edu/~coby/songtr/carmen/jedis.htm. İngilizceden Türkçeye çeviri blog sahibine aittir.
Görsel: El Matador 16 ~ blues-on-the-outside @ Deviantart
Perde özetleri, görsel ve şiir sonundaki arianın orijinal Fransızca sözleri dışındaki tüm içerik blog sahibine aittir.