Sunday, December 30, 2007

Kar Tanesi Düşmemeli



Kar tanesi düşmemeli
Düşerse durur zaman

Bekliyorsun biliyorum
Kardelenin karı
Çiçeklerin güneşi
Yaprakların rüzgarı bekleyişi gibi
Beni bekliyorsun
Tutam tutam ayak izlerini
Kelebek kanatlarıyla takipteyim
Yerini biliyorum
Bulamazsam diye
Ellerime toz pembesi döküyorum
Üfleyişlerimde seni alıyor ten rengi

Kar tanesi düşmemeli
Düşerse yarar sessizliği

Sana geliyorum
Hangi tatlar değmişse dudaklarına
Onlardan bir tutam almaya
Yaşadıklarına bir bir dokunup
Sessizliğine baş koymaya
Göz bebeklerinin uçlarına
Kelebek kozaları takmaya geliyorum
Geleceğimi bilmiyorsun
Tutuşuyor tenin kapı eşiklerinde
Üstlerini bezemiş gündöndüler

Kar tanesi düşmemeli
Düşerse titrer ellerin

Sana geliyorum diyorum
Duvarlara camlara simalara
Titrek ceylan bakışların sinmiş
Ve yine sen
Yoksun...

Kar tanesi düştü
Dudağında alev alev
Kar tanesi erimemeli
Erirse ısıtamam dudaklarını

Erol
Aralık 31, 2007

Tuesday, November 06, 2007

Otobüs



Ayrı duraklarda yalnızız
Yağmur aydınlatıyor yolları
Islak şeritler var aramızda
Ve ben yine de görüyorum
Kirpiklerinde asılı damlaları
Bindiğimiz otobüs aynı
Nereye gittiği bilinmiyor
Nedense ben çok eminim
Bütün yollar gözlerine çıkıyor
Üç kişi yan yana biri hayalvari
Sen, ben ve gözlerimdeki yansıman
Camdaki sırılsıklam bedenin
Her dönüşümde bana bakıyor
Halbuki gerçek sen dışarıda
Gökkuşağı altında yatıyorsun
Sözcükler dilimin ucunu yakarken
Hiç bitmeyen yolculuklar başlatıyorum
İnecek var deyip iniyorsun
Islanıyor teninin her yeri
Hiçbir zaman bilmiyorsun
Gözyaşlarımın sağanak olduğunu

Erol
Kasım 6, 2007

Tuesday, October 23, 2007

Sayın Bayan

Sessizliğiyle hayal kurdurabilene...

Ölümsüzler yiterken titretir
Soprano sesi yağmur damlası
Camın üzerinde yansıyan
Görüntü silsilelerindeki endam
Hatıralar sinerken dünkü süzülüşlerde
Kaşık kaşık akar içime kan damlaları

Sayın bayan, düşümü çelen bahar
Kaygan ellerle salıncak demirlerindeyiz
Yağmur damlalarında çerçeve bakışlar
Çiçek çiçek toprak kokarız belki
Kurtulursam saydam kırılışlardan
Kurtulursak perçem altı yaşarken
Perçemlerinden süzülürüz belki aşağılara

Beden donmuşsa cennet kapılarında
Hafızalarda silik güzellikler bedene tutsak
Kaynağı belliymiş ısıtan küllerin
Ona güzelliği anımsatan ilk dansıysa
İlk partneriyse kalbinde kanat çırpan
Cennet belki ayağındaymış dört mevsim

Sayın bayan, göz yaşımı taşıyan mağrur
Şiirler okuruz ağaç altlarında
Güz yaprağı sarıyken yeşil
Sen yeşilken sarıya dönmezsin
Kaybolur muyuz boşlukta
Tanışır mıyız kozalak sağanağında
Ben dilsiz sen dilsiz
Sen güzel ben çaresiz

Erol
Ekim 23, 2007

Wednesday, October 03, 2007

Çocuktum Ben











Çocuktum ben
Rüzgarla kanatlanırdı kollarım
Bulutlarda uyurdum kuş tüyü misali
Güneşle doğardım menekşelerin arasına
Süt kokusuyla doyardım
Boğulamazdım yakamozlu denizlerde
Korkardım arının çatık kaşlarından














Çocuktum ben
Solmayan tebessümlere şahittim
Yıldızlar süslerdi geceleri başucumu
Yağmur damlaları sulardı göz kapaklarımı
Çilekli dondurmaya benzetirdim dostlarımı
Sakızlı muhallebi tadındaydı hayallerim
Elma şekeri lezzetindeydi mutluluklarım











Çocuktum ben
Göz yaşımdı son çarelerim
Ellerime çiçek kokuları sinerdi
Toz şeker doluydu kitaplarımın arası
En derin yaramdı kanayan diz kapaklarım
Ömrü uzun kelebekler konardı rüyalarıma
Harikalar diyarında yeşerirdi umutlarım












Çocuktum ben
Ağaç gövdelerine kazılıydı görmediklerim
Kalbim sadece kuş sesleriyle dolardı
Karanlık olan tek şey çikolatalardı
Başka gözler büyüledi gözlerimi
Kalbimin kapılarını zorladı gizemli gülüşler
Hiç acınmadan satıldı çiçekler ve kokuları















Çocuktum ben
Kanatlarım karıştı toprağa
Yumuşak omzuydu artık bulutlar
Güneş yalnızca yüzünde parladı
Pul biber sürüldü dostluklarıma
Meşru bakışmalar ödendi mutluluklarıma
Haykırışlarım oldu son çarelerim















Çocuktum ben
Yabancının elleri tutuşturdu ayalarımı
Toz şekerler yapıştı pabuçlarımın altına
Hissedemez oldum en derin yaralarımı
Kelebekler avuçlarıma düştü cansız
Yolunu sorar oldum harikalar diyarının
Ağaç gövdeleri içi boş kalplerle kanırtıldı














Çocuktum ben
Çikolataları eritti karanlıklar
Güzel insanlar boyadı hayallerimi
Aşk masalları dinler oldum
Güvenemedim minik utangaçlığıma
Kalbimle orantısız büyür oldu bedenim
Şeker bayramı heyecanıyla çarptı yüreğim












Çocuktum ben
Masum sevgi çocuklara mahsustu anladım

Erol
Ekim 3, 2007

Tuesday, August 14, 2007

Mavilikler Savunmasız


dalga dalga ayrılık
boğulurum diye korkuyorum
bunu bile bile
üzerine yürüyorum azgın ufkun
romantizmin son damlaları
ateş topunun erittiği kalpler
güneş ışıkları hüzme hüzme
dalgalar sakinleşmiş


renklerle aşk yaşarken
gökkuşakları öldüresiye şehvet dolu
yağmur duasının çaresizliği içinde
saf dostluklar filiz vermekte
karanlık çökmek bilmez
renkler ateş topuyla karışmış
bense can veren renklere hayran
mavilikler savunmasız


altın saçların her bir teline
dumanı sinmiş çakmak bakışların
saflıktan çıldıran gülüşler
delicesine bir şirinlik miniğimde
isyanım yaşanmamış duygulara
nasibini alamamış renksiz simalar
tutuluyorlar gülümseyen tabloya
ellerini açsa renkler kalbine dolacak
oysa o hiç karanlık görmemiştir

vedayı tada tada yaşıyorum dostlukları
renkleri hapsetmişim kalbime
maviler denizden fışkırır gökyüzüne
tan vaktinde avaz avaz haykırışlar
sahilde parlayan bir çift mavi yıldız
ateş topu renklere küsmüş
fark edilenler rüzgarla getirilir
biricik kumlar buz tanesi ürkekliğinde
ve rüzgara direnemeyen tuzlu eller

soykırımdan kurtulan siyahlıklar
görmeli maviliklerin derinlerini
kulaklara uzanan gülücük
masumiyetin son armağanı
altın saçlı minik prenses
emrinde renkler amade
ben renklere aşığım
mavilikler savunmasız



"son bakışın duruyor gözümde
bir alev gibi
deli mavi..."


Erol
Ağustos 14, 2007

Monday, July 23, 2007

Trajikomik Mizansen

Perde açılır
Hayallerim oynanır
Baş rolde sen


Perde kapanır

Ellerim kor gibi seni alkışlar

Kuliste göz yaşlarım izdiham


Erol
Temmuz 23, 2007

Thursday, July 05, 2007

İçimde Kanat Çırpan Kelebekler



Şeytan diyor ki
Tut canım ellerinden
Götür gittiği yere kadar

Olmuyor yar
Bir meleğin ellerinden tutarken
Şeytana uymak
Yakışır mı hiç?



Erol
Temmuz 5, 2007

Monday, June 11, 2007

Masumiyet



Güzelliği seni sarsar ya,
Öyle değil.

Şehveti seni titretir ya,
Öyle değil.

İhtişamıyla gözlerini süsler ya,
Öyle değil.

Deli gibi aşıksındır ya,
Öyle de değil.

Mutluluğu nefesin,
Hayalleri emelin,
Korkuları iç savaşın,
Sırları hapsin,
Anıları geleceğin,
Sevgisi cennetin,
Varlığı kalp çarpıntındır ya,
İşte öyle bir şey.

Erol
Haziran 11, 2007

Tuesday, May 29, 2007

Saklambaç

oynuyorsunuz değil mi?
haydi elime mum dikin
oynuyorsun değil mi?
oynamalısın,
bu benim oyunum
adı saklambaç
ama ebe benim işte
buraları ben yönetirim
ebe de benim bu yüzden.

elli az yüze kadar
sen saklan ben bulurum seni.
her yerini bilirim buraların,
en karanlığını en izbe köşesini
işim kolay beni boşver sen
kaç benden, kork benden.

sağım solum önüm arkam
üstüm altım bedenim
kalbim, yüreğim,
dağlarım, güneşim,
dallarım, köklerim
saklanmayan ebe sobe
saklananların vay haline.

elma dersem çık,
armut dersem de çık,
meyveleri yerim ben
sana ne onlardan,
sen oyununu oyna.
ben bilirim bu oyunu,
kral benim saldırmak görevim
istilam başlıyor ordum arkamda,
savunun kendinizi büyük adam geliyor.



kale başından ayrılırım
çekincem yok benim,
senin gibi kaçmam ağaçların arkasına,
sığınmam duvarların arasına.
nefes alma, nefesini çekerim içime
göz kırpma, gözlerini iyi tanırım.
boşuna uğraşma,
daha saklanmadan bulmuşum seni.

ebe sobe, ebe sobe.
rüzgarım bulmasa güneşim,
güneşim bulmasa ağaçlarım bulurdu seni.
dedim ya sana,
oyunun kralı benim.
ebelendin çık,
çık da gör şaheserimi.
kolay değil bu iş.
ben ve daha fazlası...

tekrar tekrar kaybetmekten,
her seferinde yenilmekten,
her oyunda ebelemeye uğraşırken,
sobelenmekten korkardım.
olmadı işte,
yine başaramadım.
sen değildin o saklanan,
yine bulamadım seni.
oyun oynarken oyuna gelmek...
korkularımın üzerine gitmek
işe yarardı hani?

çanak çömleği patlattım anlaşılan.
hadi saklan, yeni baştan.
buraları ben yönetirim...

Erol
Mayıs 29, 2007

Friday, April 06, 2007

Ela Gözlü Beyaz Güvercin

gecenin kör karanlığında
ışıltılarla uyandı sessizce
rüya olduğuna aldırmadan
silüetiyle dans etti Carmen'in

müziğini bitirdi ela gözlü beyaz güvercin
uçtu perdelerin arasından
oysa bilmez ki, sesinin ne kadar güzel
kanatlarının ne kadar özgür olduğunu

"Ah Carmen, bırakma ellerimi, düşerim karanlığa."

odaya girdi can dostu
son sözünü almak istedi
bırak onun peşini
o başkasına ait dedi

insan insanın sahibi olamaz
bir kalp nasıl esir alınır ki
damarları koparırcasına deli dolu atarken

"Ah Carmen, damarlarındaki acıyı hissetmek istiyorum, kalbinin atışlarını..."

olmaz dedi yapamam
bakmadı yüzüne dostunun
inanmadı, inananamadı dediklerine
dostu anlamaz mıydı aşktan

neden bakıyordu bana uzun uzun
aşkın ifadesi değil
midir bakışlar
nasıl da kör oldum zerafetinle


"Ah Carmen, bakma bana, utanırım aşkından kör olmuş gözlerimi görmenden."

sabah yoktu odasında
yerde cam kırıkları
yatakta ise kan vardı
belli ki acı çekmişti birileri

acılar nedensiz değildir
acının altında sevgi yatar
sevgisiz acı olmaz
sevginin olmadığı yer ölümdür

"Ah Carmen, acıların en büyüğünü tattır bana ki sevginin sınırlarını zorlayalım."

atının sırtında şahlandı
güvercin eşlik etti yolculuğuna
yolda çiçekler açmaya başlayınca
anladı ki Carmen yakınlarda

çiçekler solduğunda naz yaparlar
onları geri getirmek zordur
ne kadar sulasanız nafile
çiçeklerin de kıskandığı bir güzellik olmalı

"Ah Carmen, eğer çiçeklerin senin güzelliğinle yaşadıklarını bilmesem, çiçeklerden bir sel oluştururdum senin için."

ve onu gördü uzaktan
uçtu ela gözlü güvercin ona doğru
haberini veriyormuş gibi baktı güzel gözlerine
sonra yeni gelene döndü o güzel gözler

"Ah Carmen, keşke duyguların da bakışların kadar açık olsa."

duyguları ifade etmek bu kadar mı zor?
yapma bunu bana
bak, engelleri aştım senin için
anlamalıydım...

karanlık ormanın içinden
belirdi bir yabancı
eli ellerine kenetlendi Carmen'in
sarıldı arkasından bırakmayacakmışçasına

hani dolar ya insan birdenbire yabancıların yanında
ağlamak ister de ağlayamaz
ağlamak erdemdir halbuki
cesaret ister o yaşları akıtmak donuk bakışların arasında

"Ah Carmen, gözyaşlarım vücudumun bir parçası, onları seninle paylaşmak isterdim, keşke buna cesaretim olsa."

Carmen sıyrıldı yabancıdan
dansa davet etti onu
ve bu son dans dedi
eşi bulunmaz bir teklifti

yapmamalıydı bunu, kabul etmemeliydi
geri dönüşü olmayacak teklifler
çok caziptirler
çünkü geri dönülemeyecek kadar eşsizdirler

"Ah Carmen, rüyalarımdaki kadar gerçeksin, ama rüyalarımda hiç bu kadar yakın olamamıştım sana."

bu anı bir daha yakalayamazdı
güvercin şarkısını söyleyedursun
kendi şarkısı için hazırlandı
susturuldu yabancının yerdeki ayak izleriyle

sesler kolaycana bastırılırken
ayak izleri suyla yıkanırken
ne gariptir
yürekte bırakılan izlerin kolayca silinememesi

"Ah Carmen, neydi bu teklifin nedeni, izini derinleştirmek istiyorsan başardın, biliyorsun."

dans sona erdiğinde
Carmen in bakışları donuktu
kaçıyor gibiydi ondan
korktu, geri çekildi

tenin sineme değerken bırakıp gitmek niye?
bakışlar aldatıcı olur mu?
hem de bir kalbi dağlarken

"Ah Carmen, yalancı çıkarma beni ne olur şu çiçeklerin yanında, nasıl bakarım kendi yüzüme."

koşarak uzaklaştı oradan
çiçeklerle bezeli bir bahçeye vardı
gözyaşlarını döktü toprağa
bütün çiçekleri yoldu nefretle

ne acıdır kazandığını sanıp kaybetmek
ne hazindir bir aşkın sonu
ne ağırdır aşkın gözyaşları
ne zordur yalnız kalıp da delirmemek

"Ah Carmen, çiçeklerini koparıyorum, benim nefretimi onlar da yaşayıp seni etkilemesinler diye."

ela gözlü güvercin kondu omzuna
gözlerinde ela denizi bakışlarını
kanatlarında özgürlüğünü gördü bir kez daha
ama bu seferkiler Carmen'inkilerdi

hatam onu olmayacak bir şeye zorlamaktı belki
belki de hiç belli etmemeliydim aşkımı
özgür kalmalıydı kanatları
herhangi bir yabancının esiri olmamalıydı

"Ah Carmen, özgürlüğünün kölesi olmak benim için en büyük özgürlüktür."

fırlattı güvercini göklere
arkasından seyretti yaşlı gözlerle
yine bir müzik duydu kulağının derinlerinde
omzuna dokundu Carmen
bir dans daha dedi
çekinerek baktı Carmen'in ela gözlerine
bir damla yaş gördü gözünde
yüzünde tebessüm
bu son değil dedi Carmen
bıraktı kendini kollarına
efsun bakışlarında kayboldu Carmen'in

sevmeli insanoğlu
hem de sınır koymadan, çekinmeden
doya doya sevmeli
asıl cennet sevginin olduğu yerdir
cennet ölümden sonrası değildir
ölüme karşı koyanların yeridir
çünkü orada aşk yaşar

aşk ise birine sahip olmak
birini elde etmek değildir
aşk birinin özgürlüğüne ortak olmaktır
yüreğinde iz bırakabilmek ve o izi taşıyabilmektir
ayrıca aşk, o kişinin cennetini paylaşabilmektir...

"Ah Carmen, benimle dans etmeyi kabul ettiğin, yüreğimde iz bıraktığın, özgürlüğünü benimle paylaştığın ve cennetinin kapılarını bana açtığın için sana çok teşekkür ederim..."

uzaklarda bir yerde
çiçeklerle bezeli bir bahçede
gözünde bir damla yaş
yüzünde tebessüm
cansız bedeniyle yere düştü
ela gözlü beyaz güvercin


Erol
Nisan 6, 2007.

Tuesday, March 06, 2007

Şişedeki Mektup

Serzenişteydim, dokunsam dalgalanacaktı gözlerinin ela denizi
İstedim, boğ beni o denizde ki cankurtaranım yine sen olmalıydın
Niyetlendim, yağmurlardan nehirlere karışıp denizine akayım
Endişelendim, okyanuslarının alaborası olurum diye
Mahsurdum, kıyılarına vurdum yakamozlarına dalıp gidince



Şişenin içinde bir kağıt, şiirimi bıraktım sularına
Ufuğunda kaybolmalıydı sözcüklerim.

Erol
Mart 6, 2007

Monday, February 19, 2007

Ela


dostun dosta kıydığı
paranın can için harcandığı
kimi seslerin bastırılıp
kimi haykırışların boğazlara düğümlendiği
açan çiçeklerin zorla kapandığı
kuşların tek bir kurşunla kanatsızlandırıldığı
özgür bırakılanlar için de yaşayacak yerin kalmadığı
sessizliğin utanç olup da bağırmanın gurur olduğu
sevginin gösteriş, gösterişin de parayla satın alındığı
karanlıkların cinayetlerle aydınlatıldığı
bir el tutmak için uzanıldığında tırnakların çamurla dolduğu
çamurların yağmurdan değil, topraktaki sinsi tohumlardan türediği
kah gülüp kah ağlayabilirken gözyaşlarının buharlaştırıldığı
çok gülene deli denilip, somurtanın şanının arttırıldığı
şarkıların masumiyetinin kalmadığı
masumiyetin de namus belası olarak işlendiği
fedakarlığın saflık, acımasızlığın ise saygıya dönüştüğü
aşkın bir oyuna, kaybedenin de kumarbaza döndüğü
bir kalbe girebilmek için bin çabanın gerektiği
bir kalbi kırmak içinse tek bir sözcüğün yettiği

gerçek aşklara sahip olanların kaybolduğu bu dünyada
sadece senin heyecanla parlayan ela gözlerin yol gösterir bana.

işte o zaman,
bakışlarında kaybolurum...
Erol
Şubat 19, 2007

Wednesday, February 14, 2007

Sonsuz Artı Sonsuz

birincisi,
yeşil gözlerin derin denizlerinde yelken açmak...

ikincisi,
bebek yüzüne uykuda bir öpücük bırakmak...

üçüncüsü,
dansının zerafetiyle kanatlanmak...

sayılar sonsuza doğru giderken,
sonu belli olan bakışlara tutulmak...
sonsuzluğa düşmeden.

Erol
Şubat 14, 2007

Wednesday, January 10, 2007

Frambuaz

...
bir çocuk varmış
ve onun çok sevdiği bir kız
çocuk o kızı o kadar çok severmiş ki
baktığı her insan
gördüğü her çiçek
onu çağrıştırırmış çocuk için

gelgelelim günlerden bir gün
kız çocuğun yüzüne bile bakmamış
çocuk anlayamamış nedenini
sormuş neden diye

solmuş bütün çiçekler çocuğun gözlerinde
kimseyi, hiçbir güzelliği ona benzetemez olmuş
çünkü çocuğun gözleri o kadar kararmış ki dünyaya
o kadar derin bir çukura düşmüş ki çocuk
yaprakları dökülmüş çiçeklerin arasından dikenlerin
dikenlerin arasından da kan emici böceklerin boy gösterdiği

kimse tutmamış çocuğun elinden
tutmaya çalışanlar da olmuş
onlar ise boğulmuşlar çocuğun kan çanağı gözlerinde
hiç durmadan akan gözyaşı sellerinde

kız farkında değilmiş yaptığının
sırtına çarpan haykırışların
uçurumun kenarına tutunamayıp
tutunamayıp da parmaklarının arasını parçalayarak kesen
kan tanesi taşların sivri uçlarından etrafa dağılan
ve her dağılışında çocuğun kalbini yaralayıp gözlerini bağlayan
her bağlayışta yeni bir duygu seliyle kabuslarını dağlayan bakışlarının

çocuk dayanamazmış bu acıya
o da bakmamış kızın yüzüne
tehlikelerden tehlike beğenmiş
ve hayatında baştan kaybedeceği oyununu oynamış
zarlar yuvarlanınca kızın önüne
her zaman düşeş gelmediğini anlamış kız

kendi zarlarını oynamış
sıra her seferinde ona geldiğinde
damarları birkez daha tutunmuş çocuğun çiçek damarlarına
oyun sonsuza kadar sürmekteyken
kız anlamış ki oyun bitmiş
bitmiş ve kazanan zaten belliymiş
son zarını atmış kız ve gülümsemiş oğlanın yüzüne

çocuk ise görememiş o gülümsemeyi
arkasında açan rengarenk çiçekleri seyrederken...

Erol
Ocak 10, 2007

Obur Solucan'a, Masal konulu sayısında bu şiire yer verdiği için teşekkürler.

Monday, January 01, 2007

Kar Tanesinin Şarkısı

Güzel kız,
Bak, yeni yıl geldi.

Ben hala senden uzak

Sen benden ayrı.


Tatlı kız,

Bak, yeni yıl geldi.

Kar yağmıyor dışarıda ama

Sen bembeyazsın ufukta.


Şeker kız,

Bak, yeni yıl geldi.
Beni seviyor musun
Bilmem, bilemem.


Minik kız,
Bak, yeni yıl geldi.
Sen hala güzelsin
Eskisi gibi.

Ah canım kız ah,
Hala sana söyleyemedim
Vurgun olduğumu.

Bak, yeni yıl geldi.

Erol
Ocak 1, 2007